ABDÜLHAMİD HAN'IN ŞAHSİ EŞYALARI

Bir zamanlar donanmasının yelkenlerini atlastan, halatlarını ibrişimden yaptırabilecek kadar güçlü olan Osmanlı Devleti, İttihat ve Terakki Partisi Hükümeti zamanında meğer öylesine sıkıntılı bir döneme girmiş ki; donanmasına yeni harp gemileri, denizaltı, torpido ve top alabilmek için, Sultan Abdülhamid Hân (rh.)'ın şahsına ait mücevher koleksiyonunu 1911 yılında Paris'te bir otelde, açık arttırmayla satmak zorunda kalmış.
'Meclis-i Ayan Riyaseti" başlıklı bir kağıtta yazılı olan belge şöyledir:

Altında; Maliye Nâzırı, Sadrazam ve S. Mehmed Reşad'ın imzaları bulunan ve Sultan Abdülhamld Hân' in el konulup, Osmanlı Bankası'nda korunan mücevherlerinin, Osmanlı Donanması Cemiyeti yararına hü-kümetin kontrolü ve mes'ûliyeti altında satılması hakkındaki bu 'kanun', 20 Mart 1327 (M. 1911) tarihini taşıyor. O günkü Fransız gazetelerinden yayınını bugün Le Monde adıyla devam ettiren Le Temps ga-zetesi, hâdiseyi şöyle değerlendiriyor:
"Osmanlı Devletinin yeni idarecileri, düşürdükleri padişahın mücevherlerini satarak, problemleri ve mes'uliyeti altında ezildikleri devletlerini ayakta tutmaya çalışıyorlar. Akdeniz'de devam eden Türk-İtalyan muharebesi, Türklerin aleyhine değişmekedir. Türkler, bu mücevherlerin satışından temin edecekleri parlarla, yeni harp gemileri, bir denizaltı, çeşitli sayıda torpido ve top satın alacaklardır. Harbin aleyhlerine gidişini, Türkler, bu mücevherlerin parasıyla satın alacakları gemi ve silâhlarla durdurabileceklerine inanmaktadırlar;"

Bahismevzuu mücevherlerin sür'atle satılıp nakde çevrilebilmesi için, İttihat Terakki Hükümeti'nin Maliye Nâzırı Nâil Bey, Fransız Konsolosluğu'na gidip, Fransa'dan davet edilen mücevher uzmanı Robert Linzeler He Türkçe ve Fransızca olarak hazırlanan bir anlaşmayı karşılıklı imzaladılar. Anlaşmanın onuncu , ve sonuncu maddesine göre; satışlar sonunda sağla-nan miktar, bir önceki maddede sözü edilen yüzde 3'lük komisyon düşüldükten sonra, satıştan resmen mes'ul olan 'Commissaire Priseur' tarafından, Paristeki Osmanlı Bankası'na teslim edilecektir. Ancak, yapılan araştırmalarda, satışlardan elde edilen 6 milyon 768 bin 359 frank'ın, belirtilen hesaba yatırılmadığı tesbit ediliyor. Satış raporu ve satış hesaplarının yer aldığı zabıtlar dikkatle incelendiğinde, ortaya büyük bir 'tarihî soru işareti' çıkıyor.

Osmanlı Hükümeti adına, Maliye Nâzırı Nâil Beyle karşılıklı imzaladığı anlaşmaya göre, satışlardan sağlanan toplam gelirin sadece yüzde üçünü alması gereken Robert Linzeler'in, toplam gelirin tamamını aldığı anlaşılıyor. Bu hususu araştıran Fransız ya-zar Vivet Kaneti şöyle diyor:

"Osmanlı Hükümeti ile imzalanan anlaşmanın onuncu maddesine göre, bu satıştan elde edilen paranın, Linzeler'in komisyonu kesildikten sonra, resmî yetkili bir kişi olan Commissaire Prisuer Lair Dubreiul tarafından, Osmanlı Bankası'na yatırılması gerekmektedir. Oysa satıştan sonra kaleme alınan elimizdeki hukuki belgede, bu paranın Osmanlı Bankası'na yatırıldığına dair en ufak bir iz yok. Buna karşılık, satıştan elde edilen paranın tamamının, 20 Ocak 1912 Cumartesi günü, mücevher uzmanı Mösyö Linzeler'e, kendi komisyonuyla birlikte teslim edildiğini görüyoruz. Belgenin altında dört imza var: Linzeler'in, Lair Oubreiul ve şahit iki commissaire prisuer'in imzaları... Bu belgeye göre, mücevherlerin satışından sağlanan para, Osmanlı Bankası'na yatırılmamış, Robert Linzeier'e verilmiştir. Bu parayı onun ne yaptığı mevzuunda ise, elimizde hiçbir belge yok."

İttihat ve Terakki Hükûmeti, savaştaki donanmasına gemi alabilmek için padişahın mücevherlerine el koyup satmasının yanısıra bir de,bu satıştan elde edilen paranın neden gönderilmediğinin peşini bile tâkip edememiş, hesabını soramamıştır. Daha da acı ve bir o kadar da acıklı olanı ise, sadece bu satış değil, bu satış sonrası sağlanan paranın üzerine,'bir bardak soğuk su içilmesi' hâdisesi de, bu güne kadar Türk Milletinin bilgisinden ustalıkla saklanmış olmasıdır.

(Kaynak: Mete Akyol, Star dergisi, 9-16 Ocak 1994, Sayı: 117-113)

Fazilet Takvimi